Daha Farklı Olmalıydı
Eminim ki çok sık duyduğunuz ve deyim yerindeyse kazananı gözünüz kapalı söyleyebileceğiniz bir karşılaştırma ama bu defa biraz farklı …
Corolla E12 T-Sport – Civic EP3 Type-R
Dediğim gibi daha önce sıkça duyduğunuz bir karşılaştırma ve büyük bölümünde bizlere anlatılan Type-R’ın T-Sport’u darmadağın ettiği , yol tutuşta inanılmaz farklar olduğu , T-Sport’un 192 PS gibi hissettirmediğiydi . Peki spor otomobil üretiminde köklü bir geçmişi olan ( her ne kadar uzunca bir süre ara vermiş olsada ) Toyota nasıl bu kadar kötü ve üzerinde çalışılmamış bir otomobil üretmişti . Hepsinden önemlisi Corolla T-Sport gerçekten bu kadar kötü bir otomobilmiydi ?
Öncelikle kullandığım iki otomobilin de test araçları olmadığını fakat düşük kilometrelerdeki orijinal araçlar olduğunu belirtmeliyim .
Bildiğiniz gibi iki araçta hothatch sınıfında ve bu sınıftaki bir otomobilin işi gerçekten çok zordur . Kullanıcısını Cumartesi akşamları coşturmalı Pazar günü pistte iyi dereceler alabilmesini sağlamalı Pazartesi günüde konforlu ve ekonomik bir şekilde işe gitmesini sağlamalıdır .
Pek çok otomobil severin hala ezberinde olan teknik verileri hatırlatarak başlamak istiyorum .
Kağıt üstündeki verilere bakarak Type-R’ın üstün olduğunu söylemek kolay . Hatta Honda fanatikleri T-Sport’u Type-R’ın rakibi olmaya layık görmemiş ve eski nesil VTI ile aynı kefeye koymuşlardı .
6.8’e 8.4’lük fabrika verileri arasında ciddi bir fark var . Ama bunlar sadece fabrika verileri . Bugüne kadar bu araçları test eden hiçbir yayıncı kuruluşun test sonuçları bu denli farklı çıkmadı . Honda test sonuçlarının büyük kısmında , pek çok otomobil markasında olduğu gibi fabrika verisinden 0.4 ila 0.5 arasında yavaş kalıyordu. Toyota’ya gelelim ; Toyota fabrika verileri konusunda gerçekten enteresan bir firma . (272 PS’lik Camry için verilen 0-100 değeri 7.4 sn. ve buna 5.9 sn. de ulaşan basın yayın organları mevcut. Ülkemizdeki benzin kalitesine rağmen bizim ülkemizdeki test sonuçları bile 6.8 sn çıktı. ) T-Sport için verilen 8.4 sn.’lik değere hiçbir basın yayın organı ulaşamadı çünkü bu araçla bu kadar kötü bir zaman çıkarmak için ya baya bir deneyimsiz olmak yada otomobile ikiyüz kilo kadar ağırlık yüklemek gerek . Lafı uzatmadan sizlere Autobild dergisinin test verilerini açıklamak istiyorum . Civic Type-R 7.3 iken T-Sport 7.9 saniye . Fazladan 100 kilo , bir santim daha dar lastikler ve sadece 0.6 saniyelik bir fark .
Peki yol tutuş konusunda işler nasıldı ?
Type-R ezici derecede olmasa da bu konuda üstün olan taraftı. Daha sert yürüyen aksamı , daha üst sınıf fabrika çıkış lastiği , daha sportif lastik ölçüleri ve daha fazla alçaltılmış sürüş yüksekliği Type-R’ın bu konuda ödevine iyi çalıştığını belli ediyordu . T-sport’ta ise eğer otomobilin baz versiyonunu alırsanız dengeli , iyi yol tutan fakat pek de ateşli olmayan bir otomobil almış oluyordunuz . T-Sport’u farklı lastik ölçüleri ( 215/40R17 ) ve orijinal aksesuar olarak satılan TTE yay takımı ile de kullanma fırsatım oldu . Otomobil yol tutuş konusunda gelişmişti ve artık virajlarda daha kendinden emin bir havası vardı . Virajları Type-R hızları ile dönmek artık mümkündü . Virajlarda T-sport artık Type-R hızlarını yakalayabiliyordu ama sorun şu ki Type-R ruhunu yakalayamıyordu . T-sport’un gaz-fren-debriyaj hissiyatı çok başarılıydı . Pedal takımı sizi oyuna davet ediyordu fakat aynı şeyi direksiyon sistemi için söyleyemeyeceğim . Aslında genel olarak başarılıydı fakat Type-R’ın go-kart hissi veren direksiyonu kadar içinizdeki çocuğa hitap edemiyordu .
Motor yapısı olarak iki motorda benzer karakterde . İkisi de atmosferik , yüksek devirli ve değişken subap zamanlaması sistemlerine sahip ve aslında çift karakterli motorlardı . Eğlenceli bir sürüş vaat ediyorlardı ama buna ulaşmak için iki otomobilde de yüksek devirleri zorlamalı ve vites değişimleri konusunda çalışkan olmalıydınız. Honda’nın motorunun avantajı güç bandı altında ki devirlerde rakibine kıyasla daha esnek olabilmesiydi . T-sport’un ise buna karşılık güç bandı altında ki ekonomi yönünden avantajı vardı . T-sport’un sahip olduğu 2ZZ-GE motorda değişken subap zamanlamasının devreye girişi Honda motorları içinde K20A’dan çok S2000’in motoru olan F20C’yi anımsatıyordu . Bu iki güç ünitesini sesi bakımından kıyaslamak bence çok zor çünkü her ikisi de sınıflarındaki aşırı beslemeli rakiplerinden çok daha fazla kulağımıza hitap ediyordu . Yine de bir tercih yapmam gerekseydi özellikle üst devirlerde daha yırtıcı bir tona bürünen T-sport’u tercih ederdim .
Dediğim gibi hothatch’ler günlük kullanıma uygun olması gereken spor otomobillerdir . Bu sınıf araçların kullanıcıları için fazla önemli olmasa da kısaca donanımdan da bahsetmek gerek çünkü otomobilin performansına alıştığınız günden itibaren eliniz bazı oyuncakları arayacaktır . Type-R’ın ağır basacak konuları tahmin edeceğiniz gibi Recaro Koltukları ve Momo marka direksiyonu . T-Sport-un üstünlüklerine bakalım . En çok göze çarpanları ESP , TRC ( TC’yi devreden çıkarmak mümkün ve pek çok dijital otomobilin aksine siz isteyene kadar işinize karışmıyor ) , elektrikli sunroof , dijital klima ,yol bilgisayarı , yan havayastıkları . Bu açıdan bakılınca T-Sport’un yüz kilo fazladan ağırlık taşıması çok da sinir bozucu olmamayı başarıyor .
Type-R safkan sporcuyu oynuyordu. T-Sport ise sanılanın aksine hızlı bir gündelik otomobil değildi . Bu otomobil bundan daha fazlasını hakediyordu .Geriye dönüp bakmanın rahatlığıyla söyleyebilirim ki Toyota’nın sorunu aracı değil satış stratejisiydi . Toyota aracın fiyatını düşük tutarak çıplak bir araç satmak istedi . Tabii Type-R kadar para verirseniz tıpkı Type-R’da olduğu gibi spoylere , ön tampon spoylerine , alüminyum pedallara ve pek çok aksesuara sahip olunabiliyordu . Satın alınamayan aksesuarlar ise direksiyon ve koltuklardı . Belki otomobil aksesuarlarının çokça satıldığı ülkeler için doğru bir strateji gibi gözükse de 2002 Türkiye’sinde çokta doğru bir hareket olduğunu düşünmüyorum . Toyota iki karakteri aynı potada eritmeye çalışırken karaktersiz kaldı diyebiliriz sanırım . Yazık ; çünkü geleceği olabilecek bir modeldi . Her ne kadar Amerika ve Asya pazarlarında başarılı olsada Avrupa’da başarılı olamadı . Bu sebepten ötürü Auris’e T-Sport arması verilmedi ki EP3’ün halefi olan FN2’ye bakınca insan ‘’olsaydı eminim rekabeti tersine çevirirdi’’ demeden edemiyor .
Bu tür otomobillerin kullanıcı kitlesinin meraklı olduğu modifiye konusunada kısaca değinmek istiyorum . Aslında iki otomobilin kapasiteside aynı diyebiliriz bu konu için . Motor konusunda diğer pazarlarda satılan kardeşleri Integra ve Celica’nın benzer altyapı ve motorlarını kullandıkları için modifiye edilebilme kapasitelerini eşit olarak kabul edebiliriz . Ama yine söylemeliyim ki o yıllarda Mugen Türkiye’de Bağdat caddesinde showroom açıp insanlara kendini anlatmaya çalışırken Toyota aksesuarlarını servis kısmının bir bölümünde saklamayı tercih etti ve bununla ilgili en küçük bir reklam , medya tanıtımı yapılmadı hatta showroomlardaki T-sport’lar bile bu aksesuarlarla tanıtılmadı . Açıkçası satmak istemiyor gibiydiler . Type-R’ın bu ezici üstünlüğüne Toyota tepkisiz kalıyordu .
Honda EP3 Type-R’ında içinde olduğu model ailesini 2001 yılında yenilemiş ve Type-R’ı bir sene sonra 2002’de piyasaya çıkarmıştı . Toyota ise 1999 yılından 2001 sonuna kadar AE111 kodlu fiyaskodan kendini kurtarmaya çalıştı ve E12 model ailesini 2002 yılında piyasaya sürerek bunu başardı . E12 bir takıntıya dönüşmüştü Toyota için . Tarihin en fazla para harcanan Toyota reklamları yine E12 için çekildi . Reklamda Brad Pitt oynuyordu , müzikleri ise Ricky Martin tarafından hazırlanmıştı . E12 piyasaya çıktığında T-Sport versiyonu aynı anda piyasaya sürüldü . Ülkemizde ise 3-4 ay geç piyasaya sürülmüştü . Sanırım Toyota binek Corolla’ların imajını kurtarmaya çalışırken T-Sport’u unuttu ya da görmezden geldi . Otomobil için seçilen ve standart Corolla’larda sunulmayan renk bile tuhaftı . Şampanya rengi !!! Toyota 2005 yılındaki Corolla Compressor çalışmasıyla durumu tersine çevirmeye çalıştı fakat artık çok geçti . EP3 bu savaşı kazanmıştı . Evet hak etmemişti diyemem EP3 gerçekten harika bir araçtı fakat tampon tampona olmasını beklediğimiz rekabet Honda’nın tur bindirmesiyle sonuçlanmıştı ve insanı en çok şaşırtan nokta bunda Honda’dan çok Toyota’nın payının olmasıydı .
İnsan şimdi düşünmeden edemiyor . Acaba T-Sport için daha iyi reklam kampanyaları yapılsa , fabrika çıkış tercihlerinde biraz bonkör davranılsa , otomobili geliştirme departmanı kadar diğer departmanlarda çaba gösterse T-sport arması şimdi nerelerde olurdu ?. Bence EP3 Type-R’ın tarihten sildiği bir otomobil değil de onunla başa baş rekabet eden hatta gelecek nesillerle birlikte belkide önüne geçen bir otomobil olurdu .











Hiç yorum yok:
Yorum Gönder